25000VecizSöz

KABE

Mayıs 7, 2013 | In: K Harfi

Yüce Allah buyuruyor:

Kuşkusuz âlemlere bereket ve hidayet olmak üzere insanlar için kurulan ilk ev (ma’bed),
Mekke’de (ki Kabe) dir. (Âl-i İmran – 96)
Yeryüzündeki ilk ma’bed (ibadet edilen yer), Mekke’deki Kabe’dir. Hz. Âdem’den önce de Kabe’nin
bulunduğu yerde inciden bir yapı vardı ve yeryüzündeki melekler onu tavaf ediyordu.
Cennetten sürgün olarak dünyaya gelen Hz. Âdem de, tevbesi kabul edildikten sonra her yıl Kâbe’ye
gidiyor ve meleklerle birlikte tavaf ediyordu.
Ancak meleklerin ve Hz. Âdem’in tavaf ettiği yapı (Kabe), Nuh tûfanında gökyüzüne kaldırıldı ve
Kâbe’nin bulunduğu yer Hz. İbrahim’in zamanına kadar boş ve ıssız kaldı. Hz. İbrahim doğup
büyüdüğü Urfa’dan hicret edip Filistin’deki El-Halîl kasabasına yerleşince, Yüce Allah ona çok
sevimli bir evlât (İsmail’i) verdi ve gurbet acısını unutturdu. Ancak Hz. İbrahim’in sevinci çok
sürmedi. Çünkü henüz yavrusuna doymadan annesi Hz. Hacer ile birlikte Kâbe’nin yanındaki
ıssız ve susuz bir yere götürüp bırakması emredildi.
Hz. İbrahim oğlu İsmail ile annesi Hz. Hacer’i devesine bindirip Kâbe’nin yanındaki ıssız yere
götürdü, yanlarına bir kırba (kap) hurma ile bir kırba su bırakıp Allah’a emânet etti ve geri döndü.
Hz. İbrahim çok sevdiği yavrusu İsmail ile Hacer’i ıssız ve susuz bir çölde yapayalnız bırakıp geri
dönerken yaşlı gözleri ile şöyle dua etti.
Yüce Allah buyuruyor:
Ey Rabbimiz! Ben neslimden bazısını, senin Beyt-i Muharrem’in (Kabe’nin) yanında ekin bitmeyen
(çorak) bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için, insanlardan bir
kısmının gönlünü onlara meylet ve onları (bol) meyvelerle rızıklandır ki, sana şükretsinler.
(İbrahim – 37)
Hz. Hacer acıkınca, çabuk tükenmesin diye hurmayı sakız gibi çiğneyerek açlığını gidermeye ve
susayınca da, suyu yudum yudum içerek susuzluğunu gidermeye çalışıyordu.
Atalarımız, “Hazıra dağlar dayanmaz” demişler. Gerçekten öyle oldu, hurma ile su tükendi ve
Hz. Hacer yavrusu ile birlikte ıssız çöllerde aç ve susuz kaldı.
Açlıktan yavrusu ağlıyor, Hz. Hacer çaresizlikten kıvranıyor ve göğsünden bir damla süt gelmiyordu.
Bir ara ümidi tükenir gibi oldu ve Safa ile Merve tepeleri arasında koşup su aramaya başladı.
İşte o anda bir ses duydu ve koşup yavrusunun yanına gelince, yerden tertemiz bir suyun çıktığını
gördü. Bu su dünyada eşi olmayan, açlığa, susuzluğa ve her derde şifâ olan Zemzem suyu idi.
Hz. Hacer iki avucu ile bol bol Zemzem suyunu içince açlığı, susuzluğu gitti, bedenine taze bir hayat
geldi, göğüsleri süt ile doldu ve yavrusunu kucağına alıp doyasıya emzirdi. Zemzem suyu ile
Hz. Hacer’in hayâtı değişti ve kara günleri aydınlığa dönüştü. Çünkü suyun sesine önce kuşlar
geldi ve orada uçuşmaya başladı.
Ardından kuyuları kuruduğu için su aramaya çıkan Cürhüm Kabilesi de Hz. Hacer’in izni ile oraya
gelip yerleşince, taştan, kerpiçten evler yapıldı ve kadın, erkek, çoluk-çocuk her yaştan insanlarla
orası şenleniverdi. Hz. Hacer artık mutluydu. Çünkü oğlu çocuklarla oynarken onları seyrediyor
ve kendisi de kadınlarla sohbet ediyordu. Hz. İbrahim de Allah’ın izni ile yılda bir defa Filistin’den
gelip onları ziyaret ediyor ve deveden inmeden geri dönüp gidiyordu.
Alnında Peygamberimizin nuru olan Hz. İsmail çok yakışıklı ve güzel ahlâklı olduğu için, daha
küçük yaşında Cürhüm Kabilesi’nin kızları ona aşık olmuşlardı. Ergenlik çağına gelince hemen
evlendi ve eve gelin geldi ama Hz. Hacer de görevini yapmış bir anne olarak, âhiret âlemine göçüp
gitti.
Yüce Allah Hz. İbrahim’e Kâbe’yi yapmasını emredince, hemen Mekke’ye geldi ve oğlu Hz. İsmail’e
kendisine yardımcı olmasını söyledi.
Yüce Allah buyuruyor:
İbrahim, İsmail ile birlikte Beyt’in (Kabe’nin) temellerini yükseltirken, (dediler ki:) Ey Rabbimiz!
Bizden bunu kabul et. Kuşkusuz sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin.” (Bakara – 127)
Hz. İsmail yedi tepeden taş taşıyıp çamur karıyor ve Hz. İbrahim de Kâbe’nin temellerini örüyordu.
Temeller yükselip duvarlara sıra gelince, Hz. İsmail çok düzgün büyük bir taş getirdi ve Hz. İbrahim
o taşın üstüne çıkıp Kâbe’nin duvarlarını örmeye başladı. İşte Makam-ı İbrahim denilen ve
Kâbe’nin yakınında özel bir muhafaza içinde bulunan mübarek taş odur ve üzerinde Hz. İbrahim’in
çıplak ayak izleri vardır. Nuh tûfanından beri garip ve hüzünlü olan Mekke, yeniden bütün âlemlere
bereket, hidâyet ve nurlar saçan kutsal bir yapıya kavuştu.
Kâbe’nin inşaatı tamamlanınca, Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail ile ilk tavafı yaptılar ve şöyle dua ettiler.
Yüce Allah buyuruyor:
Ey Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da sana (emirlerine) teslim olan
bir ümmet çıkar; bize (hacla ilgili) ibadet yerlerini göster ve tevbelerimizi kabul et. Çünkü sen,
tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin. (Bakara – 128)
Baba-oğul Kâbe’yi tavaf edip hac görevini yaptıktan sonra, Hz. İbrahim dedi ki: “Allah’ım! Issız ve
sıcak çölleri aşıp da buraya kim gelir ve bu kutsal Kâbe’yi kim tavaf eder?”
Yüce Allah buyurdu:
“Ey İbrahim! Issız ve sıcak çölleri aşıp da buraya kim gelir ve bu kutsal Kâbe’yi kim tavaf eder?
diye tasalanma! Sen Ebû Kubeys Dağı’na çık ve insanları hacca dâvet et. Çünkü senin sesini
onlara duyuracak olan Benim.”
Yüce Allah buyuruyor:
İnsanlar içinde haccı ilan et, gerek yaya olarak ve gerek zayıf, yorgun develer üzerinde (uçak, gemi
ve arabalarla) uzak yollardan sana gelsinler. (Hac – 27)
Hz. İbrahim Allah’ın emri ile Ebû Kubeys Dağı’na çıktı ve bütün insanları (ruhlarını) hac ve umre
yapmaları için Kâbe’ye dâvet etti.
Bazı ruhlar bir defa, bazıları iki, üç defa ve bazıları daha fazla “Lebbeyk! Lebbeyk!” derken, bazıları da
hiç cevap vermedi. İşte kim Hz. İbrahim’in dâvetine icâbet edip kaç defa “Lebbeyk!” demişse, o kadar
hacca gidecek, “Lebbeyk” diye cevap vermeyenler de hiç gidemeyecek.
Hac ve Kabe
İslam’ın beş şartından biri hac ve haccın üç farzından biri de “tavaf-ı ziyaret” yani Kabe’yi tavaf etmektir.
Hacca giden kimse tavafın dışında bütün şartları yerine getirse ve en güzel bir şekilde yapsa da, farz
tavafını yapmadan hacı olamaz ve kadına yaklaşma ile ilgili “ihram yasağı” kalkmaz.
Kâbe, Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Haram’ın ortasında duvarları taşlarla örülmüş dünyanın en
kutsal yapısıdır. Çünkü onu Hz. İbrahim ve Hz. İsmail gibi iki peygamber bizzat yapmış ve dağlardan
kopup yuvarlanan taşlar, “Beni de al, beni de al” diye onlara yalvarmıştır.
Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Muhammed gibi peygamberler, ashâb-ı kiram, tabiin ve etba-i tabiin
gibi seçkin kullar onu tavaf etmiş ve nice evliyalar da aşk ile onun etrafında dönmüşlerdir. 1.400
küsur yıldan beri milyarlarca müslüman onu tavaf ve ziyaret ettiği gibi, günümüzde de her yıl
milyonlarca müslüman onu tavaf ve ziyaret etmekte ve milyonlarca müslüman da kendilerine sıra
gelmesini beklemektedir.
Binlerce yıl önce Hz. İbrahim gibi bir peygamberin, “Allahım! Issız ve sıcak çölleri aşıp da buraya
kim gelir ve bu kutsal Kâbe’yi kim tavaf eder?”
diye kaygılandığı Kâbe, inşâAllah aynı aşk ve heyecanla kıyâmete kadar tavaf edilecek ve gidemeyen
mü’minlerin gönlü de orada olacak.
Kâbe’ye karşı kasten saygısızlık yapanlar, olumsuz çirkin davranışlarda bulunanlar, bilinçli olarak
başka yönlere doğru namaz kılanlar ve Kâbe’den başka bir şeyi tavaf edenler, örneğin heykelin,
türbenin etrafında dönenler, dinden çıkar ve kâfir olurlar.

Comment Form